de etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
de etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2012 Pazar

Yağmur altında yürürken bir de, veya kar yağışını izlerken, rüzgara çıktığımda...

Şimdi beni avcunun içine aldın ya, kim olursan ol,
Her şey boşa gidecek bir şey eksik kalırsa,
Açıkça uyarıyorum seni daha fazla üstüme gelmeden,
O sandığın kişi değilim ben, bambaşka biriyim.
Kim benim yolumdan yürümeye kalkar ki?
Kim talip olur ki benim dostluk ve sevgime?
Yol kuşkulu, sonuç belirsiz, yok edici belki de.
Terk etmen gerekecek başka ne varsa, yalnız ben
umacağım senin biricik ölçütün olmayı,
Çıraklık dönemin bile uzun ve zorlu geçecek o zaman,
Vazgeçmen gerekecek tüm bir yaşam biçiminden
ve çevrendeki yaşamlara uyumundan,
O yüzden bırak beni başın daha fazla belaya girmeden,
çek elini omzumdan,
Beni yere bırak ve kendi yoluna git.
             Walt Whitman, Çimen Yaprakları

Bu şiire babamın şu sıralar okumakta olduğu, Paulo Coelho'nun 'Kazanan Yalnızdır' kitabını incelerken rastladım. O an hissediyor olduğum duygulara bir nevi tercüman olduğundan ötürü kendimi iyi hissetmemi sağlamıştı.

Ben genelde kelimelerimi duygular üzerine kuran bir insanım. Bu aralar pek yapmak istemiyorum bunu ama, çünkü hissettiğimizi sandığımız şeylerin aslında hissetmediklerimiz olduğu üzerinde durmaya başladım fazlasıyla. Burada söylemek istediğim; duygularımızı yanlış irdeliyor oluşumuzdan çok, onların kontrolsüzce yön bulması.

Mesela ben; keyfim yerindeyken kulağıma çalınan keder dolu bir müzikle ruh halimin değişmesine engel olamıyorum. Oysa hayatım çok güzel, çok mutluyum sahip olduklarımdan ötürü ancak elimde olmayan dış etkilerden dolayı tüm bunları görmezden gelip kendime dert yaratabiliyorum.

Yağmur altında yürürken bir de, veya kar yağışını izlerken, rüzgara çıktığımda...

Ve bu şiir; onu okuduktan sonra, beni ne kadar iyi yansıttığını, düşündüm. Aslında o anda aklımda, kalbimde hiç böyle duygular ve düşünceler yoktu. Yeni uyanmıştım, kahvaltı hazırlayacaktım. Güneşli bir gündü, evde yalnızdım ve gülümsüyordum. Sonra birden ağlamaya başladım. Yaşıyor olduğum bir gerçekliği bağdaştırdım bu cümlelerle ve ağladım.

Bu şiir bana yeni duygular mı vermiş oldu yoksa aslında içimde saklanan duyguları mı canlandırdı? Bilemiyorum...

Ben ve diğer benler, bir de senaryolarım...

Ben zaman zaman kendi kendime konuşurken buluyorum kendimi. Kendimle kaldığım zaman kontrolsüzce kelimeler dökülüyor dudaklarımın arasından. Çoğunlukla başımı yastığa koyduğumda oluyor bu.

Bu aralar kardeşimle aynı odada kalıyoruz. O "Abla, yine ne konuşuyorsun, deli misin!" deyince kendime geliyorum. Deli miyim gerçekten, bilmiyorum. Kendimi bildim bileli böyle olduğundan bunun ayırdına varmam zor, her neyse.

Nasıl oluyor anlayamıyorum; bir anda bir başka yerde oluveriyorum. Bazen geçmişteki sahneleri yazıyorum yeniden; böyle yapmalıydım, şöyle söylemeliydim diyorum kendi kendime. Bazen de geleceğe dair planlar kuruyorum; böyle yapacağım, şöyle söyleyeceğim diye.

Nerede, nasıl, ne zamanda olacağını kendim seçemiyorum, bir anda yolcluk ediyorum sadece, etrafımdaki herkes ve her şey değerini kaybediyor, hayatımdan yitip gidiyor; adeta ben başka bir boyuta geçiyorum.

Zaman zaman aynı yerde kalıyorum fakat bir başkası oluveriyorum. Kendimi eleştiriyorum, kızıyorum, teselli ediyorum, acıyorum kendime hatta. İçimde bir başka ben bulup onu yaşıyorum. Gerçekten çok komik oluyor bu hallerim...

Öyle ki; bazen sesimi yükseltiyorum, sitem doluyorum, bağırıyorum... Üzerimde eller hissedip onları uzaklaştırmak için çabalıyorum. İsimler haykırıyorum; yapma diyorum, genelde söylediğim bu oluyor; yapma, dokunma. İrkiliyorum ve çekiliyorum yokluktan. Acaba tüm bunlar yazma ediminin bana verdiği şeyler mi; aynı anda birden çok kişi, yerde ve zamanda olabilmek, yalnız hissedememek, devamlı düşünmek, senaryorlar yazmak, planlar kurmak ve onları yaşamak.

Bu arada kurşun kalem kağıda çok güzel fısıldıyor, bayılıyorum bu sese. Her neyse, konumuza geri dönelim.

Çoğu zaman yapamadığım, söyleyemediğim şeyleri düşünüyorum böyle zamanlarda. Zaten insanlar genelde böyle değil midir; kafamızı hep keşkelerle meşgul eder, kendimizi belkilerle oyalarız filan... Ben genelde bu yüzden uyuyamam; saatler geçer, ben filmimin hala ilk on dakikasının içinde olurum.

Farkettiğim zaman çok kızıyorum kendime; çok ince düşünüyorsun, bedenini, varlığını unutup gidiyorsun, onca saati bir kaç dakikaymış gibi yaşıyorsun, diye.

Of; yine aynı şeyi yapıyorum. Hep senaryolarımdakiler, diğer 'ben'ler yüzünden oluyor bunlar, yoksa gerçekten benim hiç suçum yok.