Bu aralar bloguma hiç uğramadığımı farkettim. Üçüncü romanımla haddinden fazla ilgilendiğimden sanırım. İlgileniyorum çünkü uzun zaman önce bitti ve artık yazılması gerekiyor, ağırlık ediyor aklımda, boşa taşıyorum onu oradan oraya, dördüncü romanıma gölge yapıyor.
Devamlı aklımda ve artık bir yere bırakılması gerekiyor; Bir Ölünün Hayatı bitti çünkü, Melek artık Ali'nin meleği değil ve Melek de Ali'yi daha fazla sevemiyor. Ben artık Ali'yi sevemiyorum, Melek'i özleyemiyorum.
Artık Gönül oldum, yepyeni bir hikayeyi yaşıyorum. Sıcağa dönmeyen muslukları olan bir evde uyanıyorum, tercihsizim. Buzdolabım hiç olmadı... ve aşığım.
Bu aralar aklımda Gönül'den, Bir Ölünün Hayatı'nı yazmaya çalışıyorum.
Bir de yazmakla ilgili yazar oldum; nasıl yazdığımı ve nasıl olup da yazamadığımı, neden kelimelere ulaştığımı ve neyi konu aldığımı, ne zaman kaleme dokunduğumu, ne yazacağımı ve ne yazmam gerektiğini.
Bazı şeyleri yazmayı bırakıyorum, bazı şeylere yeni başlıyorum. Yepyeni maceralara atılıyorum. Aklımda birbirinden farklı onlarca proje... Sırf düşlediklerim, amaçladıklarım, yazmak istediklerim değil, diye haksızlık yapıyorum fikirlerime, hikayelerime ve görmezden geliyorum bazı roman olabilecek olayları.
Şimdi sabah oldu. Romanıma daldığımdan devam edememiştim dün gece, sabaha yazarım demiştim ama sabah da romanıma vermişim aklımı. Az önce bıraktım, hatta hala açık beni bekliyor dosya. O yüzden daha fazla uzatamayacak ve geriye dönüp dalacağım yine Ali'yle Melek'in dünyasına, rüyasına.
Sayfa seksen sekiz... Ali, Melek'in onu liseden beri sevdiğini öğrendi, biraz kırgın, biraz kızgın ve fazlasıyla üzgün şimdi. Ben de biraz kırgın, biraz kızgın ve fazlasıyla üzgünüm. Melek ağlamak istiyor, ben de ağlamak istiyorum. Geçiyor ama bu ortak hisler, uzaklaşmaya başlıyorum karakterlerden ve bu yüzden acele etmeliyim, yazılmalı artık bu roman çünkü ben bir yandan da artık Gönül'üm ve bu sıcakta tarlada çalışıyorum.
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Haziran 2012 Salı
21 Şubat 2012 Salı
Yazmak ve yazılmak.
Sen şimdi benimle tanıştın, benim hayatımın bir parçasısın artık. Demek ki yazılman gerekiyormuş... Tarafımdan.
Hiç ismin geçmeyecek cümlelerimde, kim olduğunu yazmayacağım asla ama herkes bilecek ve hep hatırlanacaksın, hayattan göçüp gitsen de, sen hep akıllarda olacaksın. Bir gün benden geçsen bile, benim bir gerçekliğim olarak kalacaksın, hiç unutulmayacaksın.
Sen şimdi benim hayatıma girdin ya, bil ki; yazılacaksın, kelimelerimde hayat bulacak ve bambaşka bir yaşama adım atacaksın.
Bu büyük bir onur biliyor musun; birileri tarafından yazılıyor olmak yani. Ben bunu çok isterdim, özellikle kendim tarafından yazılmayı çünkü sanırım insanın tek yazamadığı kendisi oluyor.
Demem o ki; kıskanıyorum seni, yerinde olmayı diliyorum bazen. Ben ne olduğumu merak ediyorum; kendi gözümde ve başkalarının gözünde.
Kimse düşüncelerini ve hislerini karşısındakine aktarmıyor. Mesela sen, hakkımda gerçekten neler düşündüğünü merak ediyorum, ve neden hayatıma girdiğini çünkü biliyorsun; etrafta bir sürü hayat var ve uğruna bir şeyler hissedebileceğin bir sürü insan.
Keşke sen de beni yazsaydın, sonsuzlukta dahi aklında kalsaydım, kelimelerinde saklasaydın beni ve kimselere vermeseydin.
Sen... Sen şimdi benim hayatıma girdin ya, bil ki; yazacağım olacaksın, sayfalarıma buram buram işleyeceğim, silmeye hiç cesaret edemeyeceğim olacaksın.
Keşke sen de beni, işte aynen böyle yazsaydın...
Hiç ismin geçmeyecek cümlelerimde, kim olduğunu yazmayacağım asla ama herkes bilecek ve hep hatırlanacaksın, hayattan göçüp gitsen de, sen hep akıllarda olacaksın. Bir gün benden geçsen bile, benim bir gerçekliğim olarak kalacaksın, hiç unutulmayacaksın.
Sen şimdi benim hayatıma girdin ya, bil ki; yazılacaksın, kelimelerimde hayat bulacak ve bambaşka bir yaşama adım atacaksın.
Bu büyük bir onur biliyor musun; birileri tarafından yazılıyor olmak yani. Ben bunu çok isterdim, özellikle kendim tarafından yazılmayı çünkü sanırım insanın tek yazamadığı kendisi oluyor.
Demem o ki; kıskanıyorum seni, yerinde olmayı diliyorum bazen. Ben ne olduğumu merak ediyorum; kendi gözümde ve başkalarının gözünde.
Kimse düşüncelerini ve hislerini karşısındakine aktarmıyor. Mesela sen, hakkımda gerçekten neler düşündüğünü merak ediyorum, ve neden hayatıma girdiğini çünkü biliyorsun; etrafta bir sürü hayat var ve uğruna bir şeyler hissedebileceğin bir sürü insan.
Keşke sen de beni yazsaydın, sonsuzlukta dahi aklında kalsaydım, kelimelerinde saklasaydın beni ve kimselere vermeseydin.
Sen... Sen şimdi benim hayatıma girdin ya, bil ki; yazacağım olacaksın, sayfalarıma buram buram işleyeceğim, silmeye hiç cesaret edemeyeceğim olacaksın.
Keşke sen de beni, işte aynen böyle yazsaydın...
Vapurda olmak, cam kenarında oturup denizi izlerken yazmak... Çok iyi geliyor.
29 Ocak 2012 Pazar
Bir şarkıydı seni yazmak...
Bir şarkıydı seni yazmak; ağlayan keman, çığlıklarını duyurmaya çalışan piyano.
Sıraladım art arda notalarını, sözlerini kondurdum sonra.
Çok canım yandı seni çalınca, melodin kalbime ulaşınca. Çok gözyaşı döktüm, nağmelerin yokluğa karışınca.
Ve evet, gerçekten de bir şarkıydı seni yazmak sevgilim. Sadece tek bir şarkıydı. Seni yazmak yalnızca bir kaç dakikamı almıştı.
Sıraladım art arda notalarını, sözlerini kondurdum sonra.
Çok canım yandı seni çalınca, melodin kalbime ulaşınca. Çok gözyaşı döktüm, nağmelerin yokluğa karışınca.
Ve evet, gerçekten de bir şarkıydı seni yazmak sevgilim. Sadece tek bir şarkıydı. Seni yazmak yalnızca bir kaç dakikamı almıştı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
