çölü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çölü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2012 Pazar

Gobi Çölü'ne gitmek istiyorum...

Onunla ilk nerede tanıştığımızı hatırlamıyorum. Sanırım ben kalbimin arka sokaklarında sarhoş ve yorgun dolaşıyordum. Hafif yağmur yağıyordu, yer yer su birikintileri oluşmuştu. Biri iki, ikiyi beş görüyordum, sokak lambaları yolumu aydınlatmaya yetmiyordu. Hayat çok bulanıktı ve sarsılıyordu. Gördüğüm şeyler baktığım yerlerin hızına yetişemiyor, ardından geliyordu. Topuklularımın yerle buluştuğunda çıkardığı ses kulaklarıma korkunç bir uğultu şeklinde ulaşıyordu.

Midem bulanıyordu, ruhumu kusmak ister gibiydim. Yutkunarak bastırmaya çalışıyordum boğazıma kadar gelen çığlıklarımı. Bir kussam rengarenk olacaktı dünya, hayallerimle süslenecekti kaldırım taşları ve içim yokluğa gömülecekti.

Aklımı taşıyamıyordum artık, düşüncelerim ağır gelmeye başlamıştı. Bir an önce gitmem gereken yere uzanıp kafamı koymalıydım bir yerlere.

Pek çıkartamıyordum kendimi, yüzyıllardır görmediğim bir yüze sahip gibiydim. Suçum piyanoda kemana ait notalar aramak mıydı yoksa sezaryan bir hayata normal doğmak mıydı bilemiyorum, kapalı gişe bir tiyatroya bilet aramak misali boşa ve kara borsaya yaşıyordum, kasımdan kalma bir haziran akşamı.

Zamanın fotoğrafını çekip çerçeveletmiştim adeta; her gece aynı geceye kalkıyordum. Korsan kitapların satıldığı caddelerde kaybediyordum kelimelerimi, şiirlerimi bağışlıyordum boş sayfalara. İmla hataları yapıyordum, doğrucu tavırlarımda. Sarhoşluğuma verin siz, iç açıları toplamımı bulamıyordum.

Saat sabaha karşı üç veya dörttü. Karanlıkta benim gibi hayatlarını kaybetmiş bir kç insan daha vardı.

Esiyordu, saçlarım darmadağın olmuştu. Bir kaç parça kağıt koşturuyordu kaldırımda, soğuktu belki de ama ben üşümüyordum, alkol sıcak tutuyordu, sarıp sarmalıyordu beni.

Elimi cebime attım, sigaram bitmişti. Ciğerlerime dolan temiz hava canımı yakmaya başlıyordu.

Ve onu gördüm! Elleri cebinde, ışıklardan uzak, duvara sırtını dayamış sigara içiyordu. Gölgelere ve dumana boğulmuştu çehresi. Ondan tarafta gözüme çarpan tek ışık yanan tütünün doğurduğuydu.

Ayakkabılarım beni ele verince bendentarafa baktı. Gel, diyordu sanki ve ben gidiyordum, sessiz çağrılarını takip ediyordum.

Bana sigara uzattı. Ondan tarafa uzanan uzun, boyalı tırnaklı ellerin titrediğini farkettim, sanki bir başkasına ait gibiydiler, tanınmayacak haldelerdi.

Sessizlik doldurdu aramızdaki mesafeyi ve ben hiçbir şey yapamadım, aramızdan çekip alamadım onu.

Aşık oldum... ve onda kaybolmak istedim, kokusunu merak ettim, sesini de. Tarif edilememezliğiyle sevdim onu, sarhoş soluklarıyla. Hiç tanımadığım hayatı çekici ve çok cazip geldi.

Sigarasının sonsuzluğa de sürmesini istedim umutsuzca, biletim olmayan bir trene binmek istedim. Son yudumu aldıktan sonra yere atıp ayağıyla ezdi, hiçbir şey söylemeden yürümeye başladı. Adım adım benden uzaklaşıyorken yıllardır tanıdığım ve ölümüne bağlandığım bir insanı kaybediyor gibiydim.

Boş ve loş sokakta bir tanrı misali yükseliyordu, tapmak istiyordum ona hiç bitmeyen gecelerde. Nereye, dedim adından bağırıp. Sesim kurumuş bir ağaç yorgunluğundaydı, tatsızdı ve tanınmaz haldeydi.

Durdu, sesi yankılandı tüm boşluklarımda; Gobi Çölü’ne, dedi. Nefesi duman duman uzaklaştı araladığı dudaklarının arasından, bana varmasını istedim. Beni de götür, dedim. Hiçbir şey söylemedi, kıpırdamadı bile. Bir ara sözcükleriyle birlikte ruhunun da çıkıp gittiğini düşündüm.

Sarhoştum; anlamıyor ve anlamlandıramıyordum, çok düşünmeden ona doğru attım adımımı. Benimle birlikte yürümeye başladı. Bir anda hiç tanımadığım bu adam benim yolum ve varacağım liman olmuştu.

Issız ve eşsizdi evi, bir de soğuk; çöl geceleri gibi. Ucu bucağı yok gibiydi, sayısız resim vardı duvarlarında kum taneleri misali; kadınlar, kadınlar ve kadınlar... Her birine dokundu içim, her birinde bambaşka hayatlar ve hayaller gördüm.

 Ressamım ben, dedi. Kadifemsi sesinin ırzına geçmek istedim zarifçe.

 Beni de çiz.

 Öyle mimiksiz, öyle soğuk ama öyle duygulu görünüyordu ki...

Sadece beni çiz, dedim. Koltuğu gösterdi bana. İçimi soydum sonra hiç çekinmeden. Ruhum çırılçıplak kaldı ve sımsıcaktı.

Gözleriyle çizdi beni... Gözlerinde çizdi...

Bitirdi, kalkıp yanına gittim, baktım çizimine ama kendimi hiç göremedim, sayfada yalnız o vardı. Resmi duvardaki diğer kadınların yanına astı. Kızdım ona; sanki beni aldatmıştı.

Sigara uzattı bana yine, kalemi tuttuğu ellerinde kaybolmak istediğimi farkettim.

Reddettim sigarayı. Sen de içme, dedim. Beni iç.

Bu kez o soydu içimi, bir kez daha çırılçıplaktım, soyundukça ısınıyordum.

Saatlerce bende kaldı, tenime çizdi kendini, kokusunu işledi ciğerlerime ilmek ilmek. Kayboldum suskunluğunda, sessiz duygularında. Gobi Çölü’ne gitmek istiyorum, dedi bir ara. Beni de götür, dedim. Sanırım bir saniyeliğine de olsa tebessüm etti.

Sabahın ilk ışıklarına kadar bendeydi, ekvator misali yattı üzerime. Pencereden şerit şerit süzülen güneş, çıplak vücutlarımızın üzerine uzandığında gecelerin acı verici derecede kısa olduğunu düşündüm.

İşte biz böyle tanıştık...

Ve biz zaten sadece tanıştık. Adını bile bilmediğim o beden, bana beni verdi ve biz birbirimiz için ‘tanışık’ olduk.

Zaman zaman gerçekliğini sorguluyorum onun, içkilerin içinde boğulduktan sonra kafamın dünyalarından birinde yaşadığım bir yalan mıydı o veya kanepelerin birinde sızıp kalınca gördüğüm bir rüya mı... Kimliğine el konulmuş olsa da alkollü araç kullanmaktan, gerçek olmasından yana kalbim.

Gobi Çölü'ne gitmek istiyorum ben de. Beni kumlara çizsin istiyorum pamuk şekerle ve sonra damağımda bıraktığı tadın keyfine varayım yeniden. Dağınık düşlerimi sahiplensin, nergisler ezilmeden ve erikler bulmadan renklerini.

Takvimin yaprakları kopuyor tek tek, dağılıyor üzerindeki anılar. Polisiye bir romanın ikinci baskısı gibiyim, bozulmuş bir kapı zili gibi veya.

Yine günlerden yanlız başına içtiğim bir gece ve ben Gobi Çölü’ne gitmek istiyorum. Vişne suyu içmek istiyorum, ters dönmüş bir piramitte, altından bir lahite gömülmek istiyorum. Onu bulmak ve adını öğrenmek istiyorum sonra, mezar taşıma o yazılsın istiyorum.

Duvarına astığı, gelip geçerken ara sıra gözüne taktığı, belki de benim artık yaşadığım tek yer olan o resimden daha fazlası olak istiyorum. Sonra oturup onunla bir vahanın yanında pamuk şeker yemek istiyorum.

Gobi Çölü’ne gitmek istiyorum, onu da götürmek istiyorum.

Pamuk şekerden bir uçağa binmek ve Gobi Çölü'ne gitmek istiyorum.